Türkiye'den etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye'den etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2012 Pazartesi

Toka Yelken Ekibi yeniden parkurlarda



Hem de yeni tekneleri ve yeni dümencileriyle birlikte. Hatırlarsanız ekip iki yıl öncesine kadar parkurlarda rakiplerinin tozunu attırıyordu. Neler yapmışlardı hatırlayalım:
- 2008-2009 sezonlarında katıldıkları 25 yarışın 17'sinde birincilik, ikisinde ikincilik.
- Cup’ışalım mı?, Bosphorus Cup, Turgutreis Cup, Marmara Adası Yarışı, Marmaris Yarış Haftası gibi önemli yarışlarda birincilik.
- 2008 yılında 15 yarış üzerinden değerlendirilen BAYK Bodrum Kış Trofesi’nin 15’inde birincilik. (Ekip bu kadar çok birincilikle trofe tarihinde bir rekora imza atmıştı)
- 2009 yılında Türkiye'den ilk kez bir ekibin katıldığı Les Voiles de Saint Tropez'de büyük teknelerin yarıştığı B grubunda sekizincilik.
Aralık 2010'da tekneleri M.A.T. 12'yi Orion ekibine sattıktan sonra yarışlara ara veren Toka Yelken Ekibi parkurlara bu kez yeni tekneleri M.A.T. 1245 ve yeni dümencileri Levent Peynirci’yle filoya geri dönüyor. M.A.T.’ın İzmir’deki tersanesinde üretilen Mark Mills tasarımı 1245, bir önceki model M.A.T 12’nin yeniden tasarlanmış hali. Yeni modelde salma daha uzun ve hafif hale gelirken torpilin de su direnci azaltıldı. Ayrıca daha az sürtünme ve hassas kontrol sağlayan yeni dümen palası, geliştirilmiş ve hafifletilmiş iç yerleşim modelin ön plana çıkan diğer özellikleri.
Tekne kasım ayı sonunda suya inecek. Toka Yelken Ekibi önümüzdeki sezon yeni tekneleriyle İstanbul, İzmir, Bodrum ve Marmaris yarışlarına katılmayı hedefliyor.
Ekibi Twitter üzerinden (@tokayelken) ya da www.tokayelken.com adresinden takip edebilirsiniz.

11 Mayıs 2012 Cuma

Yelken yarışçısı olmak isteyenlere uzmanından öneriler




Yaz gelince, havalar güzelleşince etrafımdan en çok duyduğum sorulardan biri şu oldu: “Yelken eğitimi aldım, yarışmak istiyorum ne yapmam lazım?” Kendimce yanıtlıyorum, izlediğim yolu aktarmaya çalışıyorum. Ancak bilgiyi, bu işi “gerçekten bilen” birinden almak en doğrusu. Dolayısıyla ben de, yelken yarışçılığında ve eğitmenliğinde akla ilk gelen isimlerden Alize Yelken Okulu’nun sahibi Sinan Sümer’den yardım istedim ve bana gelen soruları ona yönelttim. Sinan’ı çoğumuz tanıyoruz, yaptığı işleri zaten biliyoruz. Hem eğitiyor, hem yarışıyor hem de okulunda yarışçı yetiştiriyor, onlarla yarış ekibi kuruyor. İşte Sinan Sümer’in önerileri:



Kimler yelken yarışçısı olabilir?
Spor yapmaya engeli olmayan ve yelken yarışçılığına meraklı, rekabet ortamını seven herkesin farklı seviyelerde de olsa yarış ekibi olabileceğini düşünüyorum.

Yelkene geç yaşta başladım. Temel yelken eğitimi aldım. Bir yarış ekibine dahil olmayı çok istiyorum. Bundan sonraki adımlarım ne olmalı?
Yelkene yeni başlamış ve temel eğitimini alan kişilerin yarışlara katılmadan önce mutlaka ileri eğitim alarak balon konusunda bilgi sahibi olmalarını öneririm. Bundan sonrası için iki yol var. Ya çevrelerinde yarışan tanıdıklarının teknelerine ekip olmak veya profesyonel olarak bu işi yapan ve yarış ekibi yetiştiren organizasyonlardan birine dahil olmak.

Aldığım eğitim yelken yarışçılığı için yeterli midir?
Bu, nereden ve nasıl bir eğitim alındığına bağlı. Ancak genelde eğitim almak yarış ekibi olmak için yeterli olmayı amaçlamaktan ziyade, yarışçılığa adım atmak için gerekli alt yapıyı oluşturmayı amaçlamalıdır.

Yarışçı yetiştiren eğitim programları var mı? Böyle bir eğitim almak bana nasıl bir avantaj sağlar?
Bildiğim kadarı ile bireysel olarak yetişkin yarışçı yetiştirme programları yok. Yarışçılık yarışarak sahada öğrenildiği için belli bir yelken bilgisini edindikten sonra bir yarış ekibine dahil olmanın, ve zaman ile bu platformda tecrübe kazanmanın en iyi çözüm olduğunu düşünüyorum.

Bir acemi olarak IRC 1 gibi ileri bir seviyede başlamam yanlış olur mu?
Yarışçılar arasında maalesef IRC sınıfı yükseldikçe seviyenin de yükseldiğine dair yanlış bir algı var. IRC sınıflarını teknelerin ratingleri belirliyor, ancak seviyeyi belirleyen ise ekiplerin kalitesidir. Örneğin Şu an özellikle IRC 2 ve 3’te yarışan ekiplerin bazıları IRC 1 deki takımların birçoğuna göre çok daha üst düzey ekiplerdir. 

Deneyimli bir yarışçı ve eğitmen olarak bana ne tavsiye edersiniz?
Yelken konusunda bilgisi olmayan ve yarışçılığa merak salan kişiler için öncelikle tavsiyem temel ve ileri seviyede kaliteli bir eğitim almaları olur. Aldıkları bu eğitim yarış teknesine çıktıklarında neyin niye yapıldığına dair büyük resmi görmelerinde kendilerine çok yardımcı olacaklardır. Yarışçılık konusunda daha önce söylediğim gibi tanıdık ekiplere dahil olmak veya profesyonel bir organizasyona dahil olmak kişinin yönelebileceği seçenekler. Ancak her ne olur ise olsun bu işe gerçekten gönül veren ve sebat eden yeni yelkencilerin mutlaka bir süre sonra iyi ekiplerde yarıştığını gördüm. Dolayısıyla yılmadan karşınıza çıkan her fırsatı değerlendirir, elinizden geleni yapar, araştırır ve bu işe kafa yorar ve çalışırsanız iyi bir yarış ekibi olmamanız için hiçbir sebep olmadığını düşünüyorum.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Cansın nihayet teknesine kavuşuyor



17 yaşındaki Serebral Palsy (beyin felci) hastası Cansın Yemlihaoğlu’nun Türkiye’deki özürlülerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla babası Hakan Yemlihaoğlu ile birlikte çıkacağı yelken seyrine beş gün kaldı. Cansın, Samsun’a kadar 350 deniz mili yol yapacağı Azuree 40’ını Perşembe günü İstanbul Yelken Kulübü’nde yapılacak basın toplantısında teslim alacak.

Tekne, son birkaç aydır Sirena Marine’in Orhangazi’deki fabrikasında modifiye edilerek Cansın’ın rahat kullanabileceği hale getiriliyordu. Tekneyi starttan sadece iki gün önce teslim alacak Cansın ve babasının deneme seyri yapmak için neredeyse hiç vakti yok. Dolayısıyla her şeyi seyir esnasında deneyecekler. Hakan Yemlihaoğlu, “Son iki günümüzü teknenin eksiklerini gidermek, yiyecek alışverişimizi yapmakla geçireceğiz” diyor.

Bu seyire aylardır hazırlanan Cansın’ın ruh halini merak ediyorum. Hakan Yemlihaoğlu şunları anlatıyor: “Günler azaldıkça Cansın’daki heyecan da gittikçe artıyor. Hatta bazen ‘acaba yapabilir miyim?’ diye tedirgin oluyor. Ancak konuşuyor ve hep birlikte bu korkularını alt ediyoruz. Anlayacağınız heyecan dorukta.”

12 Mayıs Cumartesi günü Boğaz’da yapılacak W Collection Sailing Cup sırasında Galatasaray Adası önünden yola çıkacak Cansın ve babasına, “Rota Ata Projesi” kapsamında Samsun’a doğru yelken basacak Bahçeşehir Rotary Kulübü yelkenlileri de eşlik edecek.

19 Mayıs’ta Samsun’a ulaşmayı hedefleyen Cansın seyri esnasında 80 saat boyunca dümen tutacak, ana yelkeni basacak, navigasyon yapacak. Bir haftalık seyri süresince Şile, Kefken, Ereğli, İnebolu ve Sinop rotasını izleyecek.

4 Mayıs 2012 Cuma

“Tekne evimiz, deniz de bahçemizdi”



En çok merak ettiğim insanlardan biri Deniz Karamanoğlu. Çünkü 1 yaşından itibaren yaşıtlarından çok farklı, sıra dışı bir hayat sürdü. Deniz tutkunu babası Haluk Karamanoğlu ve annesi Chris, iki küçük çocuklarına rağmen Deriska isimli yelkenlileriyle dünya seyahatine çıktı. Hal böyle olunca Deniz Karamanoğlu’na da henüz 13 aylıkken “okyanus yolları” göründü. Beş yıl süren seyahatleri boyunca Deniz’in tabiriyle “Tekneleri evleri, deniz de bahçeleriydi.” Bütün çocuklar gibi “bahçede” o kadar çok vakit geçirince de deniz suyu kanına girdi ve başka türlü bir hayat hayal edemez oldu.


“Benimki gibi bir çocukluk herkese kısmet olmuyor. Ne kadar şanslı olduğumu biliyorum” diyen Deniz bugün 25 yaşında ve Karacasöğüt’teki Gökova Yelken Kulübü’nde küçük yelkencileri denize kazandırıyor. Ama bir yandan da farklı maceralar denemekten geri kalmıyor. Deniz, geçtiğimiz aylarda amcası Selçuk Karamanoğlu’yla birlikte bir katamaranla  “denizcilerin gözünü korkutan” ve “yokuş yukarı” olarak tanımlanan Güney Afrika (Durban)-Karayipler (Martinik) arasında 6.300 deniz mili boyunca rota tuttu.  



Deniz Karamanoğlu, bir aydan fazla süren bu seyahate nasıl karar verdiğini, bu süreçte neler yaşadığını ve bu maceranın kendisine neler kattığını Tuba Noyan’a anlattı. Naviga’nın mayıs sayısında yer alan röportajdan birkaç anekdot aktaracak olursak...

·       Her ne kadar görüntü olarak çok değişmiş olsam da kendimi hala Deriska’nın küçük kızı olarak görüyorum. Belki de bu yüzden çocuklarla çalışmaktan bu kadar zevk alıyorum.
·       Amcamla yaptığım seyahatten duygusal anlamda inanılmaz zevk aldım. Babam, amcam, Sadun Abi (Boro) ve daha birçok denizcinin neden dünya seyahatine çıktığımı anladım.
·       Bu seyahat sayesinde zor durumlarda çabuk ve doğru karar verme konusunda kendimi geliştirdim.
·       Seyahat süresince bir yere tutunma ihtiyacı duymadan, istediğiniz kadar akıtabileceğiniz sıcacık suyla duş yapmak en çok özlediğim şey oldu.
·       Deriska ile dünya seyahatimize çıktığımızda 13 aylıktım. Türkiye’ye döndüğümüzde altı yaşındaydım. Pek çok tecrübem olmasına rağmen en önemli şeyleri hatırlamıyorum. Ben de bunu bahane ederek “O sayılmaz ki”diyorum. Bu yüzden tekrar hakkıyla bir dünya seyahatine çıkmayı çok istiyorum.

Röportajın tamamı Naviga’nın mayıs sayısında...

14 Nisan 2012 Cumartesi

İstanbul’un şanssız yelken festivali

Yarışçılar ve Tekne Tutkunları buluşmadan az önce
 (Başarısız bir fotoğrafçıyım maalesef)

İki yıl önce farklı bir sponsorla yapılmıştı buna benzer bir organizasyon. Bebek Parkı’nda festival alanı oluşturulmuş, biz de Boğaz’da yarışmıştık. Yarış bitip tekneleri marinaya bağladıktan sonra servis teknesiyle festival alanına ulaştığımızda daha karaya inmeden uğurlanmıştık organizasyon görevlileri tarafından. Çünkü biz yoldayken fırtına kopmuş festival alanı darma duman olmuştu. Bir kahve bile içemeden aynı tekneyle geri dönmüştük.
Bugün saat 12:00’de yine Bebek önünde toplandık BMW Bosphorus Sailing Fest’te start almak için. Amaç hani şu Borcalona Regatta’da çekilen, yüzlerce yelkenlinin biraraya geldiği meşhur karenin bir benzerini yaratmaktı. Yarışa 105 tekne kayıt yaptırmıştı, çoğunluğunu Tekne Tutkunları sınıfı oluşturuyordu. Hiç yarışmayan tekneler bile bu organizasyona destek vermek için parkura gelmişti. Yarış sınıfları Bebek’ten start alacak, Tekne Tutkunları da Büyükdere’den başlayıp Bebek’e ulaşacaktı.
Sezonun ilk Boğaz yarışını yapmanın heyecanıyla tam saatinde 10 civarı havada orsa start aldık. Raporun aksine hava kuru, hatta hafiften güneşliydi. Alan dar olunca start da heyecanlı oldu, “yol ver” bağırışları yankılandı teknelerden. Ardından tüm takımlar balon bastı. Balon kavançayla bir Anadolu  bir Avrupa kıyısı ilerlerken tam olmasa da hedeflenen fotoğrafa yakın bir kare Tarabya açıklarında yakalandı. Yani balonla kuzeye doğru ilerleyen Yarış sınıfı ile orsa seyirle güneye inen Tekne Tutkunları karşılaştığında. Dönüşe geçtiğimizde bastıran ve bir daha da dinmeyen yağmur hepimizi sırılsıklam yaptı. Biz göremedik ama muhtemelen yine festival alanını da darma duman etti.
Organizasyonun adı Yelken Festivali. Ancak iki organizasyonda da gördüğümüz kadarıyla festival havasını sadece karadakiler yaşayabiliyor. Yarışçılar –dedik ya organizasyonun şanssızlığından- hem yağmur ve fırtına, hem teknelerini Bebek’e bağlayıp karaya çıkma gibi bir şansı olmadığından festivalin sadece yarış kısmını tadabiliyor.
Turquoise ekibi olarak bizim festivalimiz şakır şakır yağmur altında marinaya doğru motorla ilerlerken içeride içtiğimiz sıcacık kahve ve kurabiye eşliğinde oldu. Bir yandan da kurumaya çalışarak ve organizasyonun verdiği beyaz şık mont ve şapkalarla fotoğraf makinesine pozlar vererek.
Yarışçılar olarak bir kez daha festival alanına ulaşamadık. Hoş, yarışçıların birçoğunun bu konuyu pek de kafasına taktığını sanmıyorum. Ama yarıştan sonra yelkencilerle, etkinlik alanında toplanan konuya meraklı insanların biraraya  gelebileceği gerçek bir festival ortamı olsa daha iyi olmaz mıydı? Bu benim naçizane görüşüm…
Editörün notu: Yarış süresince başüstünde görevimi sürdürmeye çalıştığımdan maalesef fotoğraf çekemedim. Affola…


Dalga, sticker'ı parçalayınca...

Köprü altından geçilir de fotoğraf çekilmez mi...

Islandıktan sonra ısınmak gerek


Montun kolundaki, denizci alfabesiyle yazılmış
BMW yazısını pek sevdik.

Tamamı olmasa da ekip hatırası

6 Nisan 2012 Cuma

Team Red&White ille de one design diyor



Güney filosunun gençlerden oluşan bir takımı var, daha önce Başüstü sayfalarında da yazmıştım: Team Red&White. Birkaç yıl öncesine kadar –hatta bazıları hala- centerboard’da birbirlerine rakipken bir Farr30 Golden Toy’da güçlerini bir araya getirmişler, Team Red&White’ı kurmuşlardı. Çoğu milli yelkenci ve yaş ortalaması 26 olan ekip  hırslı. Güney yarışlarının neredeyse hemen hemen hepsinde derece elde ediyor. Amaçları uluslararası yarışlara katılmak. Bu hedef yolunda da adım adım ilerliyorlar.

Ekip duyduğuma göre son olarak 1999 yapımı bir Melges 24 kiralamış. Takımdan Mahmut Saral, bir yıllık hayallerini en sonunda gerçekleştirdiklerini söylüyor. Sözün devamını Mahmut’a bırakıyorum:

“Melges 24 hayali bizim için aslında tam bir sene önce başladı. Tekne Marmaris'te üç yelkenci ağabeyimizin. Bu tekneyi geçen sene satın almak istedik ancak finansal sıkıntılar nedeniyle beklemek zorunda kaldık. Hayalimizden vazgeçmedik ve geçtiğimiz günlerde doğru zamanın geldiğine karar verdik. Tekne sahipleriyle tekrar konuştuk ve sonunda tekneyi bir yıllığına tüm sorumluluklarını alarak kiraladık.”

Santa Klara önce elden geçirilecek.
Teknenin adı Santa Klara. Ekibin hedefi önce Melges ailesine adım atmak. Yarışlara sporcu sayısına göre hem bu tekneyle hem de Farr 30’la katılmayı planlıyorlar. Asıl hedefleri ise uluslararası yarışlar. “Kısa zamanda Bodrum, Marmaris ve Çeşme’de elimizden geldiğince çok antrenman yaparak yaz sonunda yurtdışında yarışmaya başlayacağız. Bu sürede sponsorluk görüşmelerimiz ve antrenmanlarımız devam edecek.”

Ancak teknenin önce ciddi bir şekilde elden geçmesi gerekiyor. Mahmut Saral şöyle anlatıyor: “Teknede yapılacak epey işimiz var. Epoksi tamirleri, boya bakımları, halatların yenilenmesi, teknenin karbon tamirlerinin yapılması, trayler bakımı, yelkenlerin yenilenmesi gibi liste uzayıp gidiyor. Santa Klara’yı, BAYK’ın 14-15 Nisan’da yapılacak beşinci ayağına yetiştirmeye çalışacağız. Hatta Duo Cup'a bile girebiliriz. Tekne Marmaris’te trayler’inin üzerinde duruyordu. Bodrum'a transfer ettikten sonra elbirliğiyle bir hafta çalışıp yarışır hale getireceğiz. İşimiz çok ama bu harika bir heyecan. Tüm takım büyük bir motivasyon içindeyiz. Melges 24'e iyice alıştıktan sonraki hedefimiz tabii ki Melges 32...”

30 Mart 2012 Cuma

Yeni Korza geliyor, az kaldı


Ali Bulut ve Can Ergün
İstanbul yarış filosunun en hızlı ve büyük teknelerinden Korza, Tuzla’daki CSC Composites’te yeniden doğuyor. Parkura inmesine az kaldı. Can Ergün, Ali Bulut ve altı kişilik ekip Korza’yı Aşağı Yarışı’na yetiştirmek için son hızla çalışıyor. Hedefleri tekneyi rekor sayılabilecek bir sürede tamamlamak.

Hem Can hem de Ali, Korza’nın yarış ekibinden. Dolayısıyla teknenin ihtiyaçlarını belki de en iyi bilenlerden. Üç ay önce inşasına başlanan Korza’nın şimdiye kadar gövde ve güverte kalıplarının yanı sıra güverte, dümen mili ve postalarının birkaçının üretimi tamamlanmış durumda. Bir aksilik olmazsa haziran başında suya inmiş olacak.
  

Yeni Korza’da en önemli amaç performans. Yani tamamen yarış amacıyla inşa ediliyor. Dolayısıyla içinde konfora yönelik hiçbir şey yok. Hatta içi boyanmayacak. Teknenin tamamı karbon elyaf, epoksi reçine ve PVC köpükten üretiliyor. Güverte ıslak yatırma/vakum, gövde köpük öncesi ve sonrası elyaflar için ayrı ayrı infüzyon yöntemiyle yapılıyor.

Yarış versiyonu
Gezi versiyonu

Peki yeni Korza’nın bir öncekine göre farkı ne olacak? Bir kere eskisine göre 4 ton daha hafif. Üstelik salması daha ağır olmasına rağmen. Sabit baston sayesinde de balon alanı daha fazla.Modelin sipariş olduğu takdirde gezi versiyonu da üretilecek. Gezi versiyonunun güvertesi ve içi konfora yönelik tasarlanacak, ayrıca direği daha kısa, yelken alanı daha küçük ve salması da daha hafif olacak. Sipariş, 6-8 ay arasında teslim edilebilecek. 

Can, yeni Korza konusunda çok iddialı. “Filonun en iddialı tekneleri Orient Express ve Provezza’dan sonra en modern ve hızlı tekne olacak” diyor. İstanbul filosu Korza’sız bir eksik. Merakla bekliyoruz...

Teknik özellikleri:
Boy: 16m
En: 4.2m
Su çekimi: 3.5m
Boş deplasman: 7500kg
Salma: Fin + torpil 4000kg
Ana yelken: 70m2
En büyük balon: 344m2

12 Mart 2012 Pazartesi

Denizci kadınlardan, şiddet gören kadınlara destek

Concept Marine, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde anlamlı bir projeye imza attı. Hem de bir ilki gerçekleştirdi. Firma, ilk kez kadınlara yönelik bir motoryat eğitimi gerçekleştirdi. Böyle bir eğitimi gerçekleştirmekle kalmayıp gelirini de Mor Çatı ve Aile İçi Şiddete Son kampanyalarına aktardı. 300 TL’lik eğitime katılmak isteyenler bağış yapmaki istedikleri derneği kendisi seçti. Dernekle ilgili hesaba parayı yatırdıktan sonra makbuzunu Concept Marine’e getirdi. Kursa 12 kadın katıldı. Kuruçeşme açıklarında yapılan 1.5 günlük eğitimde katılımcılara teknik sistemler, navigasyon ve telsiz eğitimi verildi. Bu arada motoryat eğitimi almak isteyen kadınlar için bu kurs, talep geldikçe düzenlenmeye devam edecek.


9 Mart 2012 Cuma

Team Red&White’ın hedefi büyük


ERGO-MIYC Kış Trofesi’nin üçüncü ayağında Uka Uka’nın parçalanan balonundan kopan bir parça uçmuş ve aynı sınıfta yarışan Team Red&White’ın teknesi Golden Toy’un dümen palasına takılıvermişti. Durumu, finişi verdikten sonra fark eden ekip üyeleri denizdeyken balonu takıldığı yerden çıkarmıştı. Olay da yarışın en renkli görüntülerinden biri olarak akıllarda kaldı.

Olayın kahramanlarından Team Red&White ismini bir süredir duyuyoruz. Ben yeni bir ekip olduğunu sanıyordum ancak yanılıyormuşum. Çünkü takım aslında Mahmut Saral, Deniz Çınar ve Ateş Çınar tarafından 2010’da kurulmuş. İlk işleri Arif Gürdenli’nin Farr30’u Golden Toy’u satın almak olmuş. Ardından Efe Kuyumcu, Güney Kaptan, Emre Kalaycıoğlu, Arif Ayaz, Orsa Reis Levent ve Melih Altınkut da takıma alınarak takım  tamamlamış.

Team Red&White üyeleri çok genç. Yaş ortalaması 26. Dolayısıyla hepsi çok heyecanlı. Yaşları genç ancak hepsi centerboard geçmişi olan, yüzlerce kez fazla milli forma giymiş, Türkiye şampiyonluklarına sahip, milli takım antrenörlüğü yapmış ve olimpiyatlara hazırlanan yelkenciler.

Kurulduktan sonra İstanbul, Çeşme, Bodrum ve Marmaris’te antrenman yapan ekip ilk kupasını bu yıl ERGO-MIYC Kış Trofesi üçüncü ayağında kazandı. Takım IRC 1 sınıfının üçüncüsü oldu. Ekip üyeleri iki yıllık geçmişleri olsa da gerçek anlamda yarışmaya 2012’de başladıklarını söylüyor.

Esas hedefleri one design yarışlara katılmak, bir yandan da IRC yarışlarında kendilerini geliştirmek. Diğer yandan Çeşme’deki eğitim tesislerinde geleceğin milli takım ve Team Red&White üyelerini yetiştiriyorlar. Bazı ekip üyelerinin yurtdışı yarış maceraları da sürüyor. Efe Kuyumcu Finn sınıfında, Güney Kaptan da Laser Standart’ta 2012 Londra Olimpiyatları’nda Türkiye’yi temsil etmek için yurtdışındaki yarışlara katılıyor. 
Daha birçok hedefi var takımın ancak şu an bunlardan bahsetmem yasak. Kısacası bir  hayalin peşinde koşan, çok heyecanlı ve genç bir ekip Red&White. Takımla ilgili gelişmeleri internet siteleri www.teamredandwhite.com'dan takip edebilirsiniz. Başüstü olarak takip ediyor olacağız. Takımla ilgili gelişmeleri www.teamredandwhite.com'dan takip edebilirsiniz.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Yasemin’in hedefi net: Solo açıkdeniz yarışçılığı


Aralık ayında, teknesi Filizim’le Atlantic Rally for Cruisers’a (ARC) katılan ve ekibiyle sınıfının üçüncüsü olan Mustafa Miharbi’yle çok keyifli bir röportaj yapmıştım. Miharbi hayalini gerçekleştirmiş ve bu yarışla jübilesini yaparak parkurlardan çekildiğini söylemişti. Anlattıkları hem eğlenceli hem de heyecanlıydı. Ekipleri 10 kişiden oluşuyordu. Takımda bir de kadın yelkenci vardı: Yasemin Akyıl. O zaman, bu macerayı bir de kadın gözüyle Yasemin’den dinlemeyi istemiştim.
Aslında Yasemin’i yelkenciler arasında tanımayan yok. İzmir’de yaşıyor, burada ortağı Nicolas’la birlikte yelken dersleri veriyor. Ama yarışçılıktan da kopamıyor. Türkiye’deki yarışların yanında geçtiğimiz yıl Uno Farr 40 takımıyla European Circuit’e katılan Yasemin bu yıl da aynı ekiple Amerika’da yapılacak yarışlarda mücadele edecek. Tam anlamıyla offshore yarışı tutkunu. Hedefi günün birinde açıkdenizlerde solo yarışmak. Bunun için deyim yerindeyse canını dişine takmış bir şekilde mücadele ediyor. Gerisini, belki de fırsat verilirse ileride Türkiye’nin ilk solo kadın yelkencisi olacak Yasemin’den dinleyelim.

Filizim ekibine nasıl dahil oldun?
Offshore yarışlara tutkumu bilen TAYK Komodoru Serdar Kısadere, Atlantik geçişine hazırlanan Mustafa Miharbi’yle tanışmamı önerdi. Ben de Mustafa Abi’yle telefonla konuştum ve yelken geçmişimi anlatan bir e-mail gönderdim. Yüz yüze bile görüşmeye fırsat bulamadan kendimi Danimarka’dan Kanarya Adaları’na 2 bin deniz millik tekne transferinde buldum. Buradaki performansıma göre takıma dahil oldum.
Daha önce okyanus geçmiş miydin?

Hayır ama 2010’da Mini Fastnet Yarışı için Fransa’nın Atlantik Okyanusu kıyısında 300DM antrenman yapmıştım. Fastnet Yarışı ise 600DM idi. Şimdi açıkça söyleyebilirim ki Mini Fastnet Yarışı benim için Atlantik Rallisi’nden daha zorluydu. Çünkü orada 5 gün boyunca 2 kişi 35kt rüzgarda yarıştık. Tuvalet ve motoru olmayan 6.5 metre bir tekneden bahsediyoruz. Otopilot kullanmadan dönüşümlü dümen tuttuk.


Ekipteki tek kadın olmak nasıldı?

1994 yılından beri yelken yapıyorum ve birçok ulusal ve uluslararası yarışta milli takımda yer aldım. Kız sporcular çok az olduğu için hep erkeklerle veya erkeklere karşı yarıştım. Dolayısıyla bu alışık olduğum bir durum. Tercihim tabii ki kadın rakiplerle yarışmak ama şu an ekiplerde kadınlara şans verilmiyor. İtiraf edeyim Atlantik Yarışı öncesi Danimarka transferinde bana bulaşık yıkatıp yemek yaptıracaklarından korkmadım değil. Ancak RYA eğitmenlerinden Martin'in, herkese eşit işbölümünün yapıldığı “mother watch” sistemini ekibe anlatmasıyla bu sorun çözüldü.

Hazırlık kısmı nasıldı?

Bizim için en büyük hazırlık teknenin transferiydi. O seyahatte birbirimizi tanıdık. Asıl zor olan 10 kişinin teknede anlaşıp uyumlu bir şekilde hareket etmesiydi. Zaman zaman sinirler gerilse de kritik anlardan hep beraber çıktık. Bir de işin içine yarış girince gecede 3 kavança attığımız, balon değişimi yaptığımız, yırtılan yelkenleri dikmekten hiç dinlenemediğimiz zamanlar oldu.
 


Seni en çok zorlayan neydi?
Rüzgarın sert olması nedeniyle dümen tutarken sırtımın ve kollarımın çok ağrımasıydı. Hatta bir ara sakatlanacağımdan korktum. Diğeri de watermaker’ın yaptığı suydu. İçebilmek için içine limon sıkıyordum.

Peki en güzel an?

İlk günlerden birinde, gece geç saatte kavança attık fakat tekne tam toparlanamamıştı. Tam o sırada iskele tarafta denizde birşey oynadı tekrar bakınca bir balina olduğunu gördük. Ve biz nerdeyse 2 metre yanından 25kt havada balonla fişek gibi geçtik. Ona çarpmadığımız için çok sevindim.

Bu aralar neler yapıyorsun?

Geçtiğimiz hafta Southampton'da Royal Yachting Association’ın (RYA) Yachtmaster sınavına girdim. Yılın en soğuk zamanında bunu yaptığım için kendime kızdım tabii. Dışarıda kar yağarken biz sınava hazırlanıyorduk. Sınav pratik olduğu için 1 hafta boyunca denizdeydik.

En son Mini Transat’a katılmayı planlıyordun. Ne oldu?

Hedefim solo yarışmak. Bunun için de en ucuz tekne olan Mini 6.5’u seçmiş ve en önemli yarışı olan Mini Transat’ı hedef koymuştum. Amacım 2011 yarışına katılmaktı. Sponsorluk için destek aradım ancak olmadı. Bir tekne alabilecek ve Fransa’da hazırlıkları sürdürebilecek imkanım olsaydı bunu kesinlikle gerçekleştirmiştim. Çünkü o dönemle Fransa'da kendi imkanlarımla antrenman yapıp Mini Fastnet Yarışı'nda 19. olmuştum. Artık bilgi birikimimin yeterli olduğunu düşünüyorum. Fiziksel olarak da hep antrenmanlıyım. Bundan sonraki hedeflerim de hep aynı; solo offshore yarışmak. Bunu da Mini 6.5 , Figaro veya Class 40 tekneleriyle yapabileceğimi düşünüyorum.

19 Şubat 2012 Pazar

Cansın seyire hazır, sıra teknenin tamamlanmasında

Serebral Palsy hastası 17 yaşındaki Cansın Yemlihaoğlu’nun Türkiye'deki özürlülerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla çıkacağı “umuda yolculuğu” için çalışmalar son hızla devam ediyor. Cansın, dün İstanbul Boat Show’da, İstanbul’dan Samsun’a 350DM’lik seyir yapacağı teknesi Azuree40’la gazetecilerin karşısına çıktı.


Cansın seyrine şimdiden hazır. Bunun için bir yıldır yelken antrenmanlarının yanı sıra vücudunu güçlendirmek için her gün kondisyon yapıyor. Bir yandan da teknedeki modifikasyonlar Sirena Marine’in Orhangazi’deki fabrikasında devam ediyor. Amaç tekneyi Cansın’ın rahat kullanabileceği bir hale getirmek. Bunun için tekneye özel genişlikte pasarella, elektrikli vinç, kamaraya iniş için elektrikli lift, biri güvertede diğeri kamarada olmak üzere yarış arabalarındaki gibi iki güvenli sürüş koltuğu, güverteye metal tutamaçlar ve yine güverte boyunca emniyet ipi gibi donanımlar ekleniyor.

Cansın’ın tekneyi nisan ayında teslim alması planlanıyor. Sonra da babası Hakan Yemlihaoğlu’yla deneme seyirlerine başlayacak. 12 Mayıs’ta da W Sailing Cup öncesi hayallerinin yolculuğu için Samsun’a doğru yelken basacak. Seyahatinde Cansın’a babası eşlik edecek. Cansın seyiri süresince 80 saat boyunca dümen tutmakla kalmayacak ana yelkeni basacak, navigasyon yapacak. Bir haftalık yolculuğun ardından Cansın, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda Samsun’a ulaşmış olacak.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Tekneler kara gömüldü




İlk kareyi gördüğünüzde Norveç ya da İsveç sandıysanız aşağı doğru inmeye devam edin. Evet... Burası İstanbul, Fenerbahçe Marina. Fotoğraflar, i Marine F35'de yarışan Faruk Söker'den geldi. Kar böyle bastırınca teknelerinin durumunu merak edip marinaya koşmuş Faruk. Karların altında kalan tekneleri görünce basmış deklanşöre. Ve bu ilginç kareler çıkmış ortaya. Kar perşembe gününe kadar gidecek deniyor ama gitmeye niyeti yok gibi görünüyor. Zira hava tahmincileri "asıl kar yarın", yani perşembe günü diyor. Bu hafta boyunca gördüğümüz yoğun kardan sonra "asıl kar" nasıl olacak yarın göreceğiz.